|
Op. Dr. Hakan Çoker'in
Yazısı
NORMAL DOĞUMA
GÖTÜREN KANITA DAYALI UYGULAMALAR :
Doğum
kendi başlamalıdır
5
yıldan bu yana devam ettiğim doğuma hazırlık
eğitimlerime katılan çiftlerin doğumlarıyla ilgili
istatistikler tutuyorum. Birkaç gün önce 2 kursiyerimi
doğumları hakkında bilgi almak için aradım. Bir tanesi,
hamileliği 38 hafta 2 günlükken, bebeğin doğum yoluna
henüz girmemesi sebebiyle planlı sezaryen önerildiğini
ve kendisinin de kabul ettiğini anlattı. Bir diğeri ise
40 haftasını doldurmuş hatta 2 gün daha beklemişti.
Bundan sonra beklemenin çok riskli olduğu söylenince, o
da planlı bir sezaryeni kabul etmişti. Bu ve benzeri
örnekleri ülkemizde maalesef çok sık görüyoruz. Doğum
başlamadan, çeşitli sebeplerle yapay bir doğum
planlaması yapılıyor. Daha bebekler 36 haftalıkken,
bebeğin çok hızlı büyüdüğü, daha fazla büyümeden doğumun
erken başlatılması gerektiğinin önerildiği birçok hikaye
ile karşılaştım. Bunların bir kısmı ailelerin talebi
üzerine yapılırken, bir kısmı da sağlık
profesyonellerinin önerileriyle gerçekleşiyor. Birçoğu
planlı sezaryene teşvik edilirken, bir bölümü de erken
doğum tetiklenmesiyle doğuma yönlendiriliyor.
Doğumun
tetiklenmesi, yani yapay olarak başlatılması, günümüzde
doğum eyleminin en tartışılan konularından birisidir.
Bazı hastanelerimizde doğum sadece gerekli tıbbi
sebeplerle tetiklenir. Bunun için çok sıkı kurallar
geçerlidir. Ancak bazı merkezlerde doğumlar isteğe bağlı
tetiklenir. Yani tıbbi nedenlerden çok, kolaylıklar
devreye girer. Yavaş yavaş, eğitim alan veya doğum
konusunda bilinçlenen aileler, doğumun tıbbi bir sebep
yokken tetiklenmesi konusunda çelişkiler yaşamaya
başladı. Bu uygulamalar gerçekten gerekli mi? Doğuma
tıbbi bir gereklilik yokken yapılan bu müdahalelerin hiç
riski yok mu? Doğumun kendi kendine başlamasını
beklemenin avantajları nelerdir? Doğumun başlatılması
için gerçek tıbbi sebepler nelerdir?
Bedeniniz
ve bebeğiniz mükemmel bir uyumla çalışır
Hamileliğin son
haftalarında bedeniniz ve bebeğiniz sağlıklı bir doğum
için son hazırlıklarını yapar. Özellikle ilk kez doğum
yapacaklarda doğuma birkaç hafta kala bebek pelvise
girer. Halk arasında bebeğin doğum kanalına girmesi
olarak bilinen bu eylemi anne adayları da hissederler.
Bu yerleşme sonrasında rahim ağzı yavaş yavaş
yumuşayarak öne doğru değişime geçer. Son haftalarda
hazırlık dalgaları olarak tanımlayabileceğimiz rahim
hareketleri bu değişimi hızlandırır. Braxton-Hicks
olarak bilinen bu dalgalar ile rahminiz artık ısınma
hareketlerine başlamıştır. Bu hareketler sayesinde rahim
ağzı gittikçe incelir, hatta bazılarında 1-2 santim
açıklık oluşur.
Son haftalarda
bebeğinizin akciğer gelişimi için süreç hızlanır.
Salgılanan bazı maddelerle bebeğinizin doğum sonrasında
rahatça nefes alabilmesi için gerekli hazırlıklar
tamamlanır. Bebeğiniz koruyucu bir yağ tabakası ile
kaplanır.
Doğumun nasıl
başladığı hala tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır.
Ancak çalışmalar, bebek dış dünyada yaşamak için
gelişimini tamamladığında, bedeninden salgıladığı bazı
maddelerle, annesinde doğum için gerekli hormonların
salınmasını tetiklediği yönündedir. Birçok durumda
doğumunuz, sadece siz ve bebeğiniz tam olarak hazır
olduğunuzda başlayacaktır.
Doğumun
tetiklenmesi için tıbbi sebepler
Bazı tıbbi
sebeplerle doğumunuzun gerçekten erken tetiklenmesi
gerekebilir. Bebeğinizin anne karnında kalması, dış
dünya ile buluşmasından daha riskli olduğu durumlarda
doğumunuz başlatılabilir. Amerikan Kadın Doğum Uzmanları
Birliği’nin önerileri aşağıdaki gibidir;
- Suların erken
gelmesi ve uzun süre doğum eyleminin başlamaması
- 42 haftayı
geçen miat aşımı
- Hamileliğin
sebep olduğu yüksek tansiyon
- Şeker
hastalığı gibi anneye ait bazı hastalıklar
- Rahim içi
enfeksiyonlar
- Bebekte
gelişim bozukluğu
Bu yukarıda
sıralanan sebepler, sezaryen nedenleri değildir. Bunlar
doğumunuzun yapay olarak başlatılması için gerekli tıbbi
nedenlerdir.
Bu aşamada “miat
aşımı” tanımının doğru belirlenmesi çok önemlidir. Miat
aşımı, beklenen ortalama doğum tarihinizin 2 hafta
geçmesidir. Tüm doğum kitapları normal doğum
tanımlamasını, 38-42 hafta süren hamilelik dönemi olarak
tanımlar. Yani miat aşımı, 42 hafta ve sonrasını
tanımlar. 40 hafta sonrası hamilelere daha yakın takip
önerilir. Ancak 42 hafta dolmadan, tıbbi bir sebep
yoksa, doğumun tetiklenmesi önerilmemektedir. Eğer 41
hafta dolduğunda doğumun tetiklenerek başlatılması
uygulaması yapılırsa, her yıl yaklaşık 500 bin kadın,
gereksiz yere bu müdahaleye maruz kalacaktır ve bu
müdahaleler sanıldığı kadar masum değildir.
Bir süre önce
hamilelerimden birinin, 40 haftası dolmasına rağmen
doğumu başlamamıştı. Nasıl bir takip izleyeceğimize
birlikte karar verdik. 3 günde bir takip ederek, 14 gün
daha bekleyecek ve sonrasında kararımızı gözden
geçirecektik. 13. günün sonunda doğumu kendiliğinden
başladı ve çok kolay bir doğum yaptı. Daha sonra
konuştuğumuzda bu 14 günün çok zor geçtiğinden bahsetti.
Ailesi başta olmak üzere, çevresindeki herkesin ona
baskı yaptığını anlattı. Bebeğini tehlikeye attığı,
kimsenin bu kadar beklemediği, sezaryen olması gerektiği
konularındaki yorumların, hamileliğin son 2 haftasında
onu yorduğunu söyledi. Ama bedenine ve bebeğine
güvenmenin ödülünü çok kolay ve coşkulu doğal bir
doğumla aldı.
Doğumdan sonra
eğitim grubunda diğer hamilelere şöyle seslendi: “5.
ayıma kadar hamileliğim tedirginlikle geçti. Çevremdeki
herkes beni korkutmak için sanki işbirliği içindeydi.
İşte o günlerde kimseyi dinlememeye ve bilinçle doğum
gerçeğini öğrenmeye karar verdim. İyi ki de öyle
yapmışım. Yoksa 40 hafta dolduktan sonra 14 gün
beklemeye cesaretim olamayacaktı. Tamamen müdahalesiz,
doğal bir doğumla bebeğimi ben doğurdum. Çevremi
dinleseydim ya erkenden doğumum başlatılacak ya da
planlı sezaryen olacaktım. Ve doğumun o anlatılamaz
mucizesini kaçıracaktım. Bebeğime ve bedenime güvendiğim
için şimdi kendimi çok daha iyi hissediyorum, hayata
daha güvenle bakıyorum.”.
Hastanede ilk doğum
Yine 18 yaşında genç bir kızımızın ilk
doğumuydu. Sabah 9:00’da gördüğümde doğum bölgesinde 6
santim açıklık vardı. Kendine inanan yüzüyle ve doğumu
kabullenişi ile ebelerin gözünde de şimdiden farklı biri
olmuştu.
“Çok iyi gidiyormuş doğumun.” dedim. “Biliyorsun
doğum senin işin ve kendini bırakırsan bedenin ne
yapacağını biliyor.”. Beni tanımadığından
sadece “Evet” diyerek cevapladı. Akşam vizitinde
yanındaydım. 14:15’te güzel bir doğum yapmış. Yüzü
gülüyordu. “Nasıl geçti?” diye sordum. “Aynen
sizin dediğiniz gibi.” dedi. “Kendimi
bıraktım ve çok kolay oldu.”
Asıl hikaye bundan sonra başladı. Yan
yataktaki, yine o gün doğum yapan bir hamilenin annesi
söze karıştı. 4 çocuğunu da evde doğurmuş bu teyzemiz
içinden gelerek, “Olmamış meyveyi taş veya
sopayla düşürmeye kalkarsan dalı kırarsın, oysa
olgunlaşmasını beklersen ağacı azıcık sallamanla
kucağına düşer.”. Resmen büyülendim. Belki uzun
bir açıklama ile anlatacağım şeyleri teyzemiz bir
cümleyle özetlemişti. Hem de benden daha iyi bir mesaj
vererek. Doğumun kendi başlaması gerektiği bundan daha
iyi nasıl anlatılabilir ki…
İri bebek
ve kordon dolanması planlı sezaryen nedeni değildir
Önemli olan
durumlardan biri de, “iri bebek” konusunun nedenler
arasında olmamasıdır. Çalışmalar, iri bebek nedeniyle
tetiklenen doğumlarda sezaryen oranının, bebeğin
sağlığında herhangi bir iyileşme yapmadan, 2 kat
arttığını gösterir. Ayrıca “iri bebek” tanısını gerçek
anlamda bebek doğmadan koymak mümkün değildir.
Ultrasonografi, bu konuda güvenilir bir test aracı
değildir. İri bebek tanısı konulan hamilelerden yüzde 70
gibi yüksek bir oranının, normal ağırlıkta bebekler
taşıdığı ortaya konmuştur. Sağlık Bakanlığı’nın
yayınladığı Doğum Eylemi Yönetim Planı’nda 4000-4500
gram arası tahmin edilen bebeklerde, normal doğum
önerilir. Hatta gerekli tıbbi nedenler oluşursa doğumun
tetiklenebileceği bilgisi verilir. Yani iri bebek tanısı
tartışılan bir kavramdır ve planlı sezaryen nedeni
değildir.
Yine ülkemizde çok
sık sezaryen nedeni olarak ortaya konulan, kordon
dolanmasını yukarıdaki nedenler arasında göremiyoruz.
Normal doğumlarda bebeğin boynunun etrafında kordon
dolanmasını çok sık görürüz ve bu durum ne bebeğin
doğumu için bir engeldir ne de doğumun erken
başlatılması için bir nedendir. Kordon dolanmasının en
çok görülen etkisi, kasılmalar sırasında bebeğin kalp
atışlarının bozulmasıdır. Bu durumda gerekli
müdahalelerle devreye girilerek sağlıklı bir doğum
gerçekleşir.
Doğum
nasıl tetiklenir?
Çoğu zaman, doğumu
tetiklemek için, rahimdeki kasılmaları kontrol eden ana
hormon oksitosinin sentetik olanı kullanılır (Pitocin,
Synpitan). Halk arasında “suni sancı” olarak bilinir.
Aynı yöntem ilerlemeyen doğumlarda, doğumu hızlandırmak
için de uygulanır.
Bazen de rahim
ağzı henüz hazır olmadığından, rahim ağzının
yumuşamasını sağlayan bazı jeller veya tabletler rahim
ağzına uygulanarak beklenir. Rahim ağzı belli bir
olgunluğa gelince oksitosin ile doğum yönetimi yapılır.
Bu ilaçlar Amerikan Gıda ve İlaç Birliği (FDA)
tarafından da onaylanmıştır. Hangi yöntemin tercih
edileceği hamileliğin durumuna, uygulama sebebine ve
doktorun tecrübelerine göre değişir.
İşlemin
uygulamasında doğal doğum kasılmaları taklit edilmeye
çalışılır. Doz ayarı çok iyi yapılmalıdır. Çok düşük
dozlarla başlanarak kasılmalar yavaş yavaş arttırılır.
Böylece rahim kasılmalarının aşırı uyarılmasının önüne
geçilmeye çalışılır.
Doğumun
tetiklenmesi hakkındaki çalışmalar
Risksiz ve normal
bir hamileliği olan kadında, tıbbi sebepler dışında
uygulanacak doğum tetiklenmesinde aşağıdaki sorunlar
daha fazla karşımıza çıkar:
1. Vakum veya
forseps ile müdahaleli doğumlar,
2. Sezaryen
ameliyatı,
3. Ateş, bebek
kalp atışlarında bozulma, omuz takılması gibi
problemler,
4. Düşük doğum
ağırlıklı bebekler,
5. Bebeklerin
yenidoğan bakım merkezinde yatırılması,
6. Sarılık,
7. Hastane yatış
süresinin uzaması.
Ayrıca tetiklenen
doğumlarda kadınların, epidural anestezi veya ağrı
kesici ilaçlara daha çok ihtiyaç duydukları
saptanmıştır.
Bebeklerin düşük
doğum ağırlıklı doğması ve sarılık olma risklerinin
yüksek olmasının en büyük sebebi, bebeklerin bazen
zamanından önce alınmalarıdır (38 haftalıktan önce).
Bunun sebebi, beklenen doğum tarihlerinin çoğu zaman
kesin olmamasıdır. Beklenen doğum tarihinin tespitinde
ultrasonografi yanıltıcıdır. Ultrasonografinin 20
haftalık hamilelikten önce 7 gün, 20-30 haftalık dönemde
14 gün yanılma payı vardır. Hatta son haftalara
girildiğinde bu yanılma payı 21 güne kadar uzar. Yani 38
haftalıkken planlı olarak doğurtulmak istenen bir
kadının bebeğinin 36 haftalık olma ihtimali her zaman
vardır. Bu yüzden 38 haftalık planlı sezaryenler veya
erken tetiklenen doğumlarda bebeklerde solunum sıkıntısı
olma ihtimali yaklaşık yüzde 20 artar.
Yine çalışmalar
gösterir ki, doğumun tetiklenmesi, sezaryen ihtimalini 2
kat arttırır. Sezaryen olma şansı ilk doğumlarda daha da
fazladır. Rahim ağzını yumuşatıcı ilaçlar
kullanıldığında sezaryen ihtimali daha da artar. Ayrıca
hayatı tehdit eden bir komplikasyon olan “amniotik sıvı
embolisi” doğumu tetiklenmiş hamilelerde 2 kat fazla
görülür.
Doğumun
tıbbi sebepler olmadan erken başlatılmasındaki diğer
problemler
1 Artmış
müdahale oranları
Doğal ve normal
başlayan bir doğumda yapılan her türlü müdahale doğumun
işleyişini bozar. Risksiz doğumlarda rutin olarak
herkese uygulanan bu müdahalelerin yararı kanıta dayalı
uygulamalarla gösterilememektedir. Hatta doğumun doğal
akışını bozduğundan dolayı negatif etkileri vardır.
Bunlar arasında lavman, aç bırakılma, serum takılması,
doğumun hızlandırılması, her doğumda vajinal kesi
yapılması, sırt üstü doğum yapılması sayılabilir (Bu
konular daha sonra derinlemesine anlatılacaktır).
Erken doğum ve
sezaryen riskinde artışın yanında, doğumun erken
başlatılması yukarıda saydığımız müdahalelerde artışa
neden olur. Birçok durumda mutlaka serum takılır ve sıkı
gözlem gerekir. Bu durum sizin hareket özgürlüğünüzü
kısıtlayarak, doğumda istediğiniz gibi pozisyon almanızı
zorlaştırır. Hatta bazı durumlarda sürekli yatmanıza
neden olabilir. Oysa biliyoruz ki doğumda hareket
özgürlüğü, doğum kasılmalarını daha rahat karşılamanızı
sağlar.
Doğal başlayan
doğumlarla karşılaştırıldığında, tetiklenen doğumlarda
kasılmalar çok daha ani başlar ve çok daha uzun süre
tepe noktada kalır. Bu da sizin doğumda daha fazla ağrı
kesici veya epidural anestezi istemenize sebep olur.
Bunların tercih edilmesi de birçok müdahaleyi kaçınılmaz
hale getirir.
2 Sezaryen
oranında artış
Doğumun ilaçlarla
tetiklenmesi sırasında oluşan kasılmalar çok daha
güçlüdür ve uzun sürer. Bu olay bebeğin başında çok daha
fazla baskı yaratır. Artmış bu kasılma süreci aynı
zamanda bebeğin kan akımını kısıtlar. Bebekler
genellikle belli bir dereceye kadar kasılmalar sırasında
azalan bu kan akımını idare edebilirler. Ancak doğal
doğumla kıyaslandığında, ilaçlarla yaratılan
kasılmalardaki azalan kan akımını tolare etmeleri daha
zor olur. Buna bağlı olarak bebek kalp atışlarındaki
bozulmalar, en fazla sezaryen sebeplerinden biridir.
Doğumun son anlarındaki bu kalp atışı bozulmaları, vakum
veya forseps ile müdahaleli doğum oranlarını da
artıracaktır.
3 Ciddi
komplikasyonlar
Çok nadir görülse
de, amniotik sıvı embolisi, doğum sonrası kanamalar gibi
ciddi problemler, tetiklenen ve uzun süren doğumlarda
iki kat daha fazla karşımıza çıkar. Yine çok nadir
görülen, doğum sırası veya sonrasında rahim yırtılma
riski, tetiklenen doğumlarda daha fazla görülür.
4
Psikolojik etkiler
Doğumun
tetiklenmesini savunan birçok çalışma, ilaçla başlatılan
bu doğumlarda risk olmadığını savunmaktadır. Ancak
doğumun erken tetiklenmesi sonrasında, anne-bebek
bağlanması, emzirme, annenin doğum sonrası tatmini ve
iyilik hali, bebek üzerindeki uzun dönemli etkiler
konusunda halen yeterli çalışmalar yoktur. Bu
saydıklarımız, anne ve bebeği kadar ailesini de derinden
etkiler.
Doğal ve
kendiliğinden başlayan doğumlarda kasılmalar şiddetini
yavaş yavaş artırır. Bir yandan kasılmalar artarken,
diğer yandan beyinden doğal bir ağrı kesici olan
endorfin salgılanır. Bu doğal ağrı kesici, annenin
kasılmalarını, çok daha rahat karşılamasını sağlar.
Bu zaman dilimi,
annenin doğum yapma konusunda kendine güvenini arttırır.
Salgılanan annelik hormonlarının etkisi, anne ve
bebeğinin bir sevgi denizi içinde yüzmesi gibidir. İşte
doğal doğumlarda yaşanan bağlanma ve coşkunun temel
kaynağı bu sevgi hormonlarıdır. Belki de bu yüzden doğal
doğumlardan sonra anneler, bebekleriyle buluşmalarını
tarif edilemez bir heyecan ve coşku olarak anlatırlar.
Doğal doğumlarda
ne kadar yorulursa yorulsun annelerin bebekleri ile
buluşmalarından sonra bu yorgunluğun anında geçtiğini
görüyoruz. Bu da salgılanan doğal hormonların sonucunda
oluyor. Anne, doğumdan hemen sonra bebeğini koruyacak ve
besleyecek güç ve sevgi içindedir. Bu doğumlarda bebeğin
anne kucağı ile derhal buluşması ve mümkün olduğunca
uzun süre bu bağlanmanın devam etmesi, bebek üzerinde
birçok olumlu etki bırakır. Bebeğin anneye ve
yenidünyaya güveni artar. Michel Odent çalışmalarında bu
durumu “sevme kapasitesi” olarak tanımlar. Doğal ve
travmatik olmayan doğumların sonrasında bebeklerin sevme
kapasitelerinin arttığını ve bunun uzun dönemli
davranışlarda pozitif etkilerinin olduğunu savunur. Hala
bu konularda ciddi çalışmalara ihtiyaç duyulur.
Yine doğal bir
doğum sonrasında annenin kendine güveninin çok daha
fazla arttığını görüyoruz. Bu güven artışı annenin
sosyal hayatına da olumlu olarak yansır, bebeği ile çok
daha yoğun bağ kurmasına neden olur. Bu olumlu etkiler,
emzirme sorunlarını da en aza indirir. Doğal doğumlar
sonrasında annelerin çok daha kolay ve uzun süre
emzirdikleri, yapılan çalışmalarla gösterilmiştir.
Doğum
sonrası depresyon
Günümüzde çok sık
karşılaşılan problemlerden biridir. Bu yan etkinin doğal
doğumlar sonrasında çok daha az karşımıza çıktığını ve
çok daha kolay atlatıldığını görüyoruz.
Tetiklenmiş veya
planlı olarak sezaryen yapılmış doğumlarda, doğal doğum
hormonlarının salgılanmasının kısıtlandığını veya
olmadığını artık biliyoruz. Belki de doğum sonrası
depresyonlarda artış, anne-bebek bağlanma problemleri,
emzirme problemleri gibi birçok yan etkinin en önemli
sebebi doğal hormonların bu mükemmel işleyişine yapılan
etkilerdir. Yapılan her rutin müdahale, hala birçok
ayrıntısını bilemediğimiz bu mucizevi hormonal
orkestrasyonu bozar. Bu konularda daha detaylı
çalışmalara ihtiyaç duyulur.
Öneriler
Doğum; normal,
doğal ve sağlıklıdır. Tıbbi bir sebep yokken doğumunun
erken başlatılması anne ve bebeği üzerinde birçok
olumsuz etki bırakabilir. Kanıta dayalı tıp
uygulamaları, tıbbi bir nedeni olmadan erken başlatılan
doğumlarda, anne ve bebek üzerinde kurtarıcı etkiler
saptayamamaktadır. Tam tersine doğumun erken
tetiklenmesi birçok olumsuz riski beraberinde getirir.
Doğumun
kendiliğinden başlamasına izin vermek, bebeğinizin ve
bedeninizin doğuma hazır olduğunun en büyük
garantisidir. Doğumunuzun doğal başlaması aynı zamanda
size rutin olarak sunulan ve doğumu bozan birçok
müdahaleyi de engelleyecektir.
Kendi bedeninizden
doğal olarak salgılanan oksitosin hormonu ile başlayan
doğal kasılmaları karşılamanız çok daha kolay olacaktır.
Bu sayede kasılmalar sırasında hareket özgürlüğü,
pozisyon değişikliği, duş, doğum havuzu gibi birçok ilaç
dışı rahatlatıcı yöntemi uygulama şansınız olacaktır.
Doğumu yöneten doğal hormonlarınızın çalışmasına izin
verdiğiniz takdirde, doğum, emzirme ve bebeğinizle
bağlanma konularında hala araştırmaları devam eden
birçok olumlu etkileri yaşayabilme şansınız olacaktır.
Gereksiz birçok
müdahaleden uzak, doğal bir doğum sayesinde, doğumun
getirdiği birçok yan etkinin görülme olasılığını en aza
indirmiş olacaksınız. Bu sayede bir ömür boyu
hatırlayacağınız pozitif bir doğum hikayesiyle
bebeğinize kavuşma şansınız artacaktır.
Önemli
noktalar
1. Doğum,
çoğunlukla bedeniniz ve bebeğiniz gerçekten hazır
olduğunda başlar.
2. Doğumun
tetiklenmesi sezaryen ihtimalini 2 kat arttırır.
3.
Ultrasonografide büyük bebek ihtimali, doğumun erken
başlatılması nedeni değildir.
4. Doğumun doğal
olarak kendiliğinden başlaması, doğumu destekleyen diğer
uygulamaları da yaşayabilmenize imkan verir
Op. Dr. Hakan Çoker |